HAYDİ ÇANAKKALEYE…

 HAYDİ ŞEHİTLERİMİZE…

 

“ÇANAKKALE’YE GİTMEMEYİ ANLAMAM”

 

 

Çanakkale…

Bir Destanın Adı…

Gerçek ve Yaşanmış…

Unutulmaz, Unutulamaz…

Bu Yüzdendir ki, ÇANAKKALE GEÇİLMEZ…

Geçilemez, Geçilemeyecek…

 

Çanakkale…

Bir Milletin Diriliş Varoluş Destanı…

Tek Bir Nefes, Tek Bir Yürek Oluşu…

Ezelden Ebede – Ebed Müddet - Payidar Kalışı…

Yedi Düvele Karşı…

Bedr’in Arslanları Gibi…

 

Çanakkale…

Her Bir Karış Toprağı…

Her Bir Damla Suyu, Denizi…

Her Bir Çiçeği, Dalı, Ağacı, Yaprağı…

Her Bir Nefes Havası…

Hasılı Her Bir Zerresi, Habbesi…

O Günlerden Bir Eserdir, Bir Nişanedir…

Bizi ŞEHİTLERİMİZE GÖTÜREN…

 

Çanakkale…

Duygulandığımız, Ağladığımız…

Heyecanlandığımız, Coştuğumuz…

Aşka Düşüp Şevke Gelip Vecd ile Taştığımız…

İllaki Kendimizi Bulduğumuz, Aslımıza Erdiğimiz…

Anlatılmaz, Yaşanır, Yaşandıkça O’na Varılır…

Okunur, Okundukça Lezzet Alınır, Keyf Olunur…

Öyle ki, Tadına Doyulmaz Bir Zevk Olur…

Çünkü, Orda O Var, Muhabbet’ten Hasıl Muhammed (SAV) Var…

Suların En Mübarek Olanı Şehitlerimizin Kanları Var…

 

Öyleyse ki öyle; şimdi başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmek zamanı. Değil Karadeniz’de Çanakkale’de bile gemilerimiz batsa, saçımız ağarsa ya da dökülse de inadına düşünmek ve gerçeğe ermek zamanı. Sıradan değil içten ve gerçekten tefekkür etme zamanı.

 

Çanakkale’yi geçmek isteyenler şimdi;

Kur’an-ı Kerim’i bu necip milletin hayatından çekip aldı mı almadı mı? Peygamber Efendimizin hayatını milletimiz biliyor mu bilmiyor mu? Biliyorsa ne kadar biliyor? Dini Mübin-i İslam’dan ne kadar haberdarız? Abdestli olmayı, abdestli gezmeyi, abdestli yiyip içmeyi bi tarafa bıraktım da, gusül abdestini bilmeyen nice gencimiz, evladımız, insanımız var mı yok mu? Bu haliyle Çanakkale Geçildi mi yoksa?

 

Evet sorarım şimdi;

Çanakkale’de yaşananların ne kadarını biliyoruz? Geçtim Çanakkale Destanının yazıldığı tarihi biliyor muyuz? Şehitliğin önemini bilerek bizler de cidden şehit olma arzusunu taşıyor muyuz? Onların niye şehit olduğunu biliyor, hissedebiliyor muyuz?

Gidenlerimiz gördüler…

Şehitlerimizin kan ve kemikleri üzerinde yürürken, ziyaretlerimizi yaparken, yani tam bir şehitler makamında Cennette iken yani… Mekan ve diğer ziyaretçileri gözlemleme adına; Huşu ve huzur var mıydı? Şehitlerimize saygı, edep, hürmet ve muhabbet var mıydı? Ya da orada bulunanlarda -oteller başta olmak üzere- içki mi vardı, yüzenler mi vardı, darbuka mı vardı, oynayanlar mı vardı, çöpler, bira şişeleri, çevre kirliliği mi vardı? Şehitlerimizin isimlerinin yazılı bulunduğu mezar taşı mukabilindeki camların taşlarla kırılması mı vardı? Hatta doğru dürüst yol, abdest alınabilecek çeşmeler, lavabolar, yemek yenilebilecek nezih mekanlar, namaz kılabilecek yerler, yeşillikler, güller, çiçekler mi vardı?

 

Ne vardı ne yoktu gidenlerimiz gördüler, görüyorlar. Biz sadece sorduk ki siz de var olup olmayanları başlardaki ifadelerimizle ölçün biçin, tartın karar verin. Ve olması gerekenlerin olması için gerekli çalışma ve gayretleri gösterin. Şehitlerimize sahip çıkın, onlara layık olun.

 

Unutmayın…

Onlar olmasaydı, şimdi ne bizler ne Türkiye Cumhuriyeti ve ne de…

 

Bu bilinç ve şuurla, bilenlerle mutlaka Çanakkale’ye gitmelisiniz. Orayı görmeli, ziyaretlerinizi yapmalı ve anlamalısınız. Anlayanlardan olma duasıyla…

 

İşin özü şu ki;

Hacca gitmemenizi anlarım. Zengin değilsinizdir. Gidememenizi de anlarım. Çünkü kurada çıkmamışsınızdır. Umreye gitmemenizi de kabul eder ve anlarım. Çünkü o kadar paranız yoktur. Amma… Çanakkale’ye gitmemenizi anlamam. Hiçbir mazeret kabul edemem. Edemezler. Gerekirse kardeş, bir iki öğün yemek yemeyeceksin, zevkini düşünmeyeceksin, oraya gideceksin. Orada huzurda olmanın bulunmanın zevkini tadacaksın, lezzetini alacaksın.

 

TIPKI ŞEHİTLERİMİZ GİBİ…

 

   

Not:

Bu sayımızda “Cihan Balcı’yla Haydi Yarışalım” yetiştirilememiştir. Özür dileriz.

Ama önümüzdeki sayıda 100 sual sizi bekliyor. Hatta o 100 soruyu cevaplayıp gönderecek 2 okuyucumuz ücretsiz olarak Çanakkale Turuna katılmaya hak kazanacaktır.

Selam ve dua ile…